www.uyuyanquzel.com dOLunayLa sewi$mek isteyen haTunun yeni mekanı....!!!!

27/12/2007 - taşındık

www.uyuyanquzel.com

 

yeni mekanımız bu mudur? budur.




ps: bilgesu yaprak, maça kızı ya da uyuyanquzel imzası bulunmayan hiçbir yerde, onayımla yayınlanmamıştır yazılarım. sitemin linkini ya da imzamı bulundurmadan yayınlanmış yazılarımla karşılaştığınızda -ki onlarca fake var- uyarmanızı rica ediyorum. 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/12/2007 - Flash Flash Flash

Selamın aleyküm okuyucu milleti.

 

Güzel şeyler söylemeye geldim.

 

www.uyuyanquzel.com artık bizimdir. çok yakında taşınıyoruz. Adresim belli oldu. Hayırlara vesil olsun diyoruz evet.

 

Gamaliel hatun ile can-ı gönülden teşekkür ediyoruz arada ugrayan herkese. Öpüyoruz.

 

İyi günler diliyoruz efendim.

 

Gittik.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/12/2007 - Bir gündüz düşü sadece, peşine dilekler takılan. Gece, asildir.

Otobüs bekliyorum yağmurun altında. Damlalar hırçın. Çatlak dudaklarımı acıtıyor rüzgâr. Crossfade çalıyor. Cold. Sırtımı arkamdaki direğe yaslıyorum. Gözlerim kapalı. Rüzgâr, soğuk, damlalar… Gözlerimi açıyorum. Bir otobüs, önümde açılan kapılar…

 

En arkaya oturuyorum. Cam kenarı. Tüm yolcular kadın. Kızıl, kahve, sarı, mavi saçlı. Benimse şapkam var. Saçlarım görünmüyor. Saçlarımın rengini bilmiyor kadınlar. Uaral, La Vaga Esperanza De Ser. Güzel müzik. Başımı cama yaslayıp gözlerimi kapatıyorum. Takip etmem gereken bir durak yok. Otobüsün nereye gittiğini bilmiyorum.

 

Mavi gözlü bir adam görüyorum karşımda. Saçlarımı seviyor. Saçlarımı gösterecek kadar güveniyorum tanımadığım adama. Garip. Parmakları saçlarımı, gözleri gözlerimi okşuyor. Sonra dudaklarıma kayıyor parmakları. Mavi gözlerinden yaşlar damlıyor. “Ne oldu?” diyorum. “Neden ağlıyorsun?” “Dudakların canımı acıtıyor.” diyor. “Kapalıyken bile.”  Bir rüzgâr esiyor. Gözlerimi kapatıyor saçlarım. Rüzgâr dindiğinde açıyorum gözlerimi. Mavi gözlü adam yok artık. Yalnızım.

 

Uyanıyorum. Beş şarkıdır uyuyormuşum. Yağmur dinmemiş hala. Ama kadınlar gitmiş. Otobüs boş. En önde şoför.  En arkada ben. Dream Theater gelmiş bir de. Space-Dye Vest diyor. İçimden eşlik ediyorum çığlık çığlığa. “Love is act of blood, and I’m bleeding…” Çıkartıyorum kulaklıkları. Yerimden kalkıp şoförün yanına geçiyorum. “Sigara içebilir miyim?” Adam beni duymuyor. Kulağında kulaklıklar, bir şeyler mırıldanıyor. “Love is an act of blood, and I’m bleeding…” Tanıyorum bu şarkıyı. Tanıyorum bu sesi. Kulaklıkları çıkartıyor. Dudaklarının arasına bir sigara sıkıştırıyor. Bana uzatıyor sonra paketi mavi gözlü bu adam. “İster misin?”

 

Önce kendi sigarasını, sonra benimkini yakıyor. Gözleri yolda.

 

“Ne zaman düşümde siyah saçları olan bir kız görsem, yanaklarım ıslak uyanırım. Parmaklarım kıpkırmızıdır uyandığımda. Acır.”

 

Anlamıyorum. Benim şarkım, benim rüyam. Ürperiyorum…

 

“Nereye gidiyoruz?”

 

“Korkuyor musun?”

 

“Korkmam ben! Sadece merak.”

 

“Ama dizlerin titriyor.”

 

Gülümsüyor. Mavi gözleri cam gibi. Sömürüyor dudaklarım sigarayı. Susmaya karar veriyorum.

 

Bir deniz ve üç şehir geçiyoruz sigaram bitene kadar. Duruyor sonra otobüs, şimdiye kadar gördüğüm en yabancı sokakta.

 

“En çok yıldızları severim bu evrende var olan şeyler arasında. En çok denizkızlarına acırım. Biraz gecikse sonbahar, endişelenir, üç adak adarım Zeus’a. En sevdiğim kart Maça Kızı’dır ve tüm kalbimle inanırım sonsuzluğa.”

 

Gözlerine bakıyorum. Doğruyu söylüyor. Yalan kokusu yok hiçbir hücresinde.

 

“Bense dolunaya aşığım. Ona bu denli yakın olabildikleri içinse yıldızları kıskanırım.”

 

Yüzümü avuçlarının arasına alıyor. Eğilip yakından bakıyor gözlerime.

 

“Kendinden kıskanıyorsun aşkını. Evrendeki tüm yıldızlar gözlerinde saklı… Kalbin fazla büyük senin. Ama kendinden başkasında yok anahtarı.”

 

“Korkuyorum ben.”

 

“Neden?”

 

“Senden, bu olup bitenlerden, cümlelerinden.”

 

“Benden değil, kendinden korkuyorsun sen. İçinde sakladığın sayısız çelişen kişiliğinden. Beş dakika önce asla hiçbir şeyden korkmadığını söylüyordun asice, en hırçın maskenle. Şimdi en beyazını taktın, korktuğunu söylerken dudakların titriyor. Rollerin birbirinin önünü kesiyor. Kaos sensin. Savaş sensin. Karmaşa sensin. Ben ise hiç duymadığın bir şarkının son mısrasıyım sadece…”

 

Kalp atışlarım hızlanıyor. Aşık oluyorum sanki. Olsun. Üç gece var daha dolunaya. Gözlerine gökyüzünün tüm mavisini sığdırmış bu adam. Adını bile bilmiyorum. Adını bilmediğim bir  adama aşık olabilirim.

 

“Küçük bir kız çocuğuyken yağmurları severdim.”

 

“Peki ya şimdi?”

 

“Şimdi daha çok seviyorum…”

 

Gülümsüyor. Saçlarımı sevmeye başlıyor. Elleri saçlarımı, gözleri gözlerimi okşuyor. Parmakları dudaklarıma kayıyor. Gözleri dolu dolu. Dudaklarımız birleşiyor kanın en dürüst tadında. Ağlıyor mavi gözlü adam. “Dudakların canımı acıtıyor…”

 

Kapıyı açıp gidiyor sonra. Adım adım ilerliyor geceye. En tepede duruyor. Parlıyor siyah zeminde. Dolunay oluyor. Dolunayım oluyor gökyüzümde.

 

Kapıyı açıp iniyorum. Gözyaşlarım yağmura eşlik ediyor. Gece, dolunay, damlalar. Yağmur ilk defa bu kadar kırmızı yağıyor…

 

 

 

 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/12/2007 - }{

Eskişehir'ime gittim, Edirne'ye gittim, gezdim tozdum, yine yağmur yağdığında asla toprak kokmayan, çimen kokmayan bu şehire geldim.

 

Hayat güzel.

Her şeye rağmen.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/12/2007 - tek

hiçbir ciğere dolmuyorum ne zamandır.
hiçbir dumanla akıllara düşmüyorum.
farkettim,
ne yalnızım.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/12/2007 - ruh.

ruhum bir gece çok sıkıldı şeklinden
yıldız oldu değişip.
sonra baktı gökyüzünde o kadar parlak yıldızlara yer yok
gözbebeklerimi evi belledi.
ruhum gözlerimde o yüzden.
yıdızlar gibi.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/12/2007 - Faça 3 ?

Faça 3 bir ay içerisinde dağıtıma hazır hale gelecek mi? Gelecek. Blogta bulunmayan yazılar mı olacak bu sefer içinde? Aynen öyle olacak. Maça Kızı omzunda Gamaliel, ağzında sigarası ile gözlerinizden öpmeye yeltenir mi? Yeltenir.

 

E hadi selametle. Bunu diyecektim sadece.

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/12/2007 - Soru İşareti

Beyazın matemi ağırdır. Her kadın taşıyamaz. Ondandır yas giysilerinin siyah renkte oluşu, ama ölünün en beyaza bürünüşü. İşte gerçek ile yalan arasındaki fark. Her kadın sevişirken kolay kolay maskesini çıkaramaz. Giz. Sır. Sadece gerçekten anlaşılmak istediği zaman anlayabilirsiniz bir kadını. Neden? Çünkü bilmeceler hırsı doğurur. İnat etmeyen, yeterince istemeyen boş bırakır soruların altını, uğraşmaz boşluklara doğru kelimeyi yerleştirmeye. Kolayı sevmez hiçbir kadın, yalanı sevdiği kadar.

 

Yokluğunda beyazlara büründüm, haberin var mı?

 

Sadece gerçekten canı yananlar yalnız başına ağlarlar. Bir şeyler anlatmak için fırsat kollayanların işidir dostların içinde gözyaşı dökmek. Çünkü anlatmayı sever insanoğlu. Dinlenmeyi sever. Yalnız ağlayanların gözyaşlarıdır en derinden gelenler. Sıcak bir sarılışa değil, sadece boşalmaya ihtiyaçları vardır çünkü. Ağır gelmeye başlamıştır dert, acı, gözyaşı… Biraz ıslanmayı özlemiştir yalnızlıklarında elmacıkları.

 

Gözümden yaşlar damlıyor ne zaman kendimle kalsam, haberin var mı?

 

Tek taraflı sevginin en yoğun anında “Seni istemiyorum!” diyebilir insan en kolay. Acının zirveye ulaştığı anlardır bunlar. Doğumun en acılı anında anne adayının “İstemiyorum, yeter!” diye bağırmasına benzer bu en çok, hayatta en çok seveceği varlığı dünyaya getirmek üzereyken. Neden? Çünkü isyan, acının aynadaki yansımasıdır. Sevginin verdiği acı, acıların birçoğundan çok daha ağırdır…

 

Artık seni hiç istemiyorum, haberin var mı?

 

Kaderin en karanlık sayfalarının imzasıdır ‘keşke’ler… Umudun silinmek üzere olan ayak izleridir. Özlemin şekil değiştirmiş hali. Bir şeyleri değiştirebilme ihtimalinin yokluğu. Hatıraların inadına varlığı. Herkesin ‘keşke’leri vardır ama sayısı, çaresizlikle doğru orantılıdır.

 

“Keşke yaşanmasaydı” diyorum artık sık sık, haberin var mı?

 

Tarihe gömülmüş bir dilin, ilk kelimesidir ‘aşk’ ve artık bu dili konuşan kalmadı. Kimsenin hatırlamadığı bir filmi inatla anlatmaya, hatırlatmaya çalışmak, başaramamak… Zamanla varlığından şüpheye düşüp, kendi beyninin kurdu olmak. Bu film hiç olmadıysa, başrol oyuncusunu da benim zihnim mi yarattı?

 

En sevdiğim filmi kimse hatırlamıyor, haberin var mı?

 

Gözlerimin kızılındaymış acı ve yazdıkça koyulaşırmış kıvamı.

Biraz hüzün, biraz yas ve inadına nefes almakmış kader kelimesinin anlamı.

Yine de, yazdığım her kâğıt ıslak ayrılıyorken önümden,

Ne dersin, sence hepsi yalan mı?

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/11/2007 - Gamaliel'in dönüşü.

Bir elimde kalem, önümde Batı Sanatı ders notları, beynime yeni bir şeyler doldurmaya çalışıyorum. Elim tabakama uzanıyor. Bir dal sigara. Çakmak… Bulamıyorum. Gözümü notlardan ayırmadan elimle etrafı yokluyorum önce, sonra kafamı notlardan kaldırıyorum çakmağı aramak için. O an sigaram yanıyor. O an sigaramı yakıyor kızıl saçlı bir peri.

 

“Gamaliel!”

“Çok sigara içiyorsun, çok.”

“Tanrım! Nerelerdeydin? Aylardır seni bekliyorum! Bir açıklaman vardır umarım!”

 

Kanatlarını savurup, masanın üzerine yerleşti.

 

“Hala gereksizce karşındakileri suçlama huyundan vazgeçmedin, değil mi? Ah… Nerede olduğumu merak mı ediyorsun? Buradaydım hep. Uyurken yastığının bir ucunda, okulda bir arkandaki sırada,  sokakta gölgenin kolundaydım. Yaşadığın her şeye omuzlarının üzerinden baktım, tanığıydım tüm o olağanüstü hikâyelerin. Peki, neden görmedin beni? Ben senin gözlerinle bakmaya çalışırken hayata, neden sen benim gözümden bakmayı denemedin geçen bu zamanda?”

“Şaka yapıyor olmalısın. Aylardır yazdığım hiçbir şeyin sonunda gülümseyerek kapatamıyorum defteri. İçime sinen bir satır bile akmıyor kalemimden. İlham perim saklambaç oynuyor benimle, sonra da karşıma çıkıp onu neden göremediğimi soruyor, öyle mi?”

“Anlamıyorsun değil mi? Tembelliğin son noktasındasın. Güzel yemek yapıyorsun. Ama alışveriş zor geliyor. Önce senin için malzemeleri tezgâha dizmek zorunda birileri, sonra sergilemelisin yeteneğini. Öyle mi? Fazla alıştırmışım sanırım seni. Düşün, bu geçen zamanda neler yaşadın? Kaç kitap çıkardı her bir hikâyenden? Düşün, bu geçen zamanda neler yaptın? Yatakta, bilgisayarın başında, sokaklarda, cafelerde geçirdiğin zamanın kaçta kaçını yaşadıklarını, gördüklerini yoğurup yazmaya ayırdın? Ben hep vardım, sadece bu defa sana malzeme sunmadım. Sadece bu süreç içinde sen çabala istedim biraz. Bir an olsun düşün istedim. Peki ya sen? Kahkaha atmaktan mutluluğunu kelimeye dökmeye fırsat(!) bulamadın. Acın sabahlara kadar ağlayıp sinir krizleri geçirebileceğin kadar şiddetliydi, ama kâğıda dökemeyeceğin kadar basitti, öyle mi? Önce aynaya bak. Önce aynana bak ve sonra saldır bana. İşine geleceğini sanmıyorum ama…”

 

Sinirlerim bozuluyor. Bir sigara daha yakıyorum. Dizim titriyor. Hazırlanmış da gelmiş, belli. Saldıracak bir nokta bulamıyorum. Hiç olmadığı kadar haklı ve bu sinirlerimi bozuyor.

 

“Çok ukalasın!”

 

Saçmalıyorum. “Ama önce sen başlattın!” diye saçma bir cümleyle sonlanan kavgalar gibi. Ne diyebilirim? Haklı. Fazlasıyla.

 

Masanın üzerinde dolaşmaya başlıyor.

 

“Haksız olmaktan nefret ediyorsun. Son sözü söyleyememekten nefret ediyorsun. Zekisin. Söylediklerimin doğruluğunu fark edebiliyorsun. Ama verecek cevap bulamamak sinirlerini bozuyor. Senin sağ omzun benim evim. Pasaportum yok. Gidebileceğim başka bir omuz da. Usta terzi senin için seçip dikmiş beni üzerine. Başka birinde pot dururum. Başka bir beynin kıvrımlarında dolaşamam. Anneni, babanı seçemediğin gibi ilham perini de seçemezsin. Ve adım gibi biliyorum, seçme şansın olsa yine beni seçerdin.”

 

“Narsist şey. Evet haklısın. Duymak hoşuna gidiyor, farkındayım. Ama maalesef haklısın. Oturduğum yerden kalkmaya üşendiğim için aylardır açım. Git gide zayıfladım. Ama inatla kalkmadım yerimden. Ve suçu mutfağı evin diğer köşesine yaptığı için mimarı suçluyorum oturduğum yerden. Ama yine de, bu konuyu uzatmanın hiçbir faydası yok. Farkındayım. Farkındasın. Ukalalaşmanın da sana bir getirisi olmayacak bu noktada, biliyorsundur umarım.”

“Evet, Bayan Harika. Maça Kızı, uyuyanquzel, Bilgesu, falan filan. Son sözü söylediniz yine. Yine filmin son karesi sizsiniz. Pekâlâ. Uzatmıyorum. Ama bu, yeniden salmana sebep olmasın. Hedeflerine basit heveslermiş gibi davranmadığın sürece, ulaşmaya çalıştığın noktaya çok yakınsın.”

 

Odanın tavanına doğru yükseliyor. Belli etmesem de çok özlediğim simler, yaldızlar yağmaya başlıyor kanatlarından saçılarak etrafa. Kızıl saçları dalgalanıyor kendi rüzgârında. Olgun bir kadın gibi gülümsüyor ve kayboluyor, bir illüzyon gibi...

 

Bilinçsizce boşluğa konuşurken buluyorum kendimi.

 

 

“Evet güzel peri. En az kendim kadar özlemiştim seni.

 

Evet Maça Kızı. Şimdi ışıldayan hikayeler yazma vakti…”

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/11/2007 - Gamaliel'e. Son çare...

Kalemim hızla kayıyor kâğıdın üzerinde. Ortalama altı yedi satır sürüyor bu. Sonra beğenmeyip bir başka sayfaya geçiyorum. Günlerdir mektubu nasıl bir tavırda yazmam gerektiğine karar veremedim. İnsan ilham perisine yalvarmalı mı geri dönmesi için, ciddi bir tutumla resmi bir dilde mi yazmalı? Küfür ettiğim takdirde Gamaliel Hanım işi inada bindirip uzaklardaki belirsiz hayatına devam mı eder, yoksa sinirimden korkup sağ omzumdaki yerine mi konar geri gelip? Bilmiyorum. Bilsem bunca kâğıt israfı olmazdı zaten. “Gamaliel’e…” diye başlıyor mektuplarım, gerisi gelmiyor. Hep onun yüzünden. Hepsi kızıl saçlı ukala bayanın aylardır ziyaretime gelmiyor oluşu yüzünden. Kendini beğenmişliği sinirimi bozsa da varlığı devamlılığımı getiriyordu. Yokluğu kalemimin küflenmesinden başka işe yaramıyor. Küçük hanım birden bire kayboldu ortalıktan. Şimdi geri gelmiyor. Yalvarmaktan başka çare kalmıyor sonunda bana. Gururum el vermese de, yazabilme yetimi kaybetmeye başladığıma dair içimde beliren o berbat his “Yalvar” diyor. “Yaldızlı kanatları, kızıl saçları olan küçük hanıma herkesin önünde yalvar. Yalvar ki narsistliği ilk defa bir işe yarasın. Şımarsın da gelsin geri omzuma. Başladığım paragraflar artık yarım kalmasın…”

 

Gel Gamaliel.

İhtiyacım var sana.

Mürekkep olmadan yazabilirim ama sen olmadan asla…

Gel Gamaliel.

Dolsun artık kalemimin değdiği tüm kâğıtlar.

Gel artık.

Boşa gitmesin ardından yaktığım bu ağıtlar…

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Maça Kızı

Maça Kızı; maça papazının torunu, maça bacağın kardeşi, sinek kızın kapı komşusu, kupa bacağın uzatmalı sevgilisi, karo papazın fantazisi. Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

uyuyanquzeluyandi! myspace layout

myspace layout

so what myspace layout

Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

  • ilham perisi ve ben
  • Kullanma Klavuzum
  • Portrelerim__
  • Beğendiklerim

    elvira
    LoveAndDesire
    devilish
    qronikcapLonbaa
    pitys
    morokuz
    TheLostHighway
    anvil
    ysuf3000
    eskiten
    kaybolusculuk
    ruhsalspazm
    MySpace Layouts

    die my angel..

    Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

    fuck off! MySpace Layouts

    MySpace Layouts

    ıts just me!

    MySpace Layouts

    so what!?MySpace Layouts

    Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us MySpace Layouts

    need something different..MySpace Layouts

    MySpace Layouts

    Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us ......Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us