doğum günü mektubu

2007–07–03, Salı [01,08]

 

Bugün benim doğum günüm. En büyük hediyem on altı sene önce gelmiş zaten dünyaya. Şu an aynı odada, aynı hayallere gülümsüyoruz hüzünle. Ufak bir ‘Eti Cin’, üzerine saplanmış ufacık bir pembe mum, ucunda içimizdekinin bir hücresi bile olamayacak parlaklıkta bir ateş, yüzümüzde gülücükler, “İyi ki doğdun Bilgesu!!!” ve işte sana mutluluk. Göğsümde uyuyor her gece, her sabah ondan önce uyuyup yüzündeki beyazı izliyorum. Bu kadar mutluluğu nasıl taşıyabiliyorum bu yorgunlukla, bilmiyorum. Bilmek istemiyorum da zaten, hayır. Güzelliğinde boğulabilirim akıp giden zamanın. Hatırlanmak, sevilmek, kabullenilebilmek her şeyinle… İşte beni hayatta tutan şey. İşte zamanı anlamlı kılan. Parmakla sayılacak kadar az insandan gördüğüm, en güzel muamele. Evet, sorgusuz sualsiz prensesliğimi kabullenen insanlar var hala bu dünyada. Çamura bulansam bile beyazımı görebilecek insanlar. Kim söyleyebilir şimdi aciz olduğumu? Evet. İşte güç bu. Hiçbir şeyi değiştirmemek ama her şeyi değiştirebileceğini hissetmek en derinde.

 

Huzur. İşte saçlarımı savuran rüzgârın taşıdığı tek gerçek. Gecenin siyahında üzerime bulaşan aydınlık işte bu yüzden. Ben kadar kimse hak edemez bunu. Ve ben kadar lanetli bir ruh daha yok bu dünyada. Öyle çok ah aldım ki, öyle çok insan yıktım ki bu hayatta. Ölmek istedi bazıları, onlara yaptıklarımdan sonra. Onu bile çok gördüm onlara. Ölmeyi bile çok gördüm. Yaşamalarını sağladım en çaresiz anlarında, yüzlerindeki çaresizliği tekrar tekrar görebilmek adına. Aralarında hala bu satırları okuyanlar olacak. Hala her şeye rağmen ne hissettiğimi merak edenler. Çektirdiğim onca acıdan sonra hala nefes alıp verişime sevinebilenler var, garip. Bir de kalbimin kapısının hep aralık olduğunu bilenler var tabii. “Benim evim senin evin. Benim kalbim senin kalbin. Uğruna kanımı satarım”, dediklerim. Onların da çok duasını hak ettim aldığım bunca bedduaya karşın. Oysa çoğu dua etmeyi bile bilmeyen insanlardı, çoğuna yaptığım iyilikler, yaptığım anlarda kaldı. Her şeye rağmen tam anlamıyla bir insanım. Öldürdüklerimin sayısı eşit uğruna canımı tehlikeye attıklarıma. Mutluyum ben. Üzülmüyorum akıttığım hiçbir damla kana. İyi ki kıydım hepinize. Acı çektiğinizi görmekten zevk alacak kadar aşağılığım. Çünkü ben insanım. Ve mutluyum yüzünü güldürdüğüm her insan için. Çünkü ben insanım yine. Çamur bulaşmış olsa da kalbime.

 

On sekiz sene aktı gitti. Kelimeler yaşlandı. Zamanın rengi değişti. Şarkılar yabancılaşıyor günden güne. Sevişmeler farklı kokuyor sanki şimdilerde. Üflediğim muma yapışıyor çocukça dileklerim. Sevmek isteyip sevemediğim her insan için kırgınım bu dünyaya. İhtiyacım olmadığı halde beni kendilerinden daha çok sevebilen her insan için minnet borcu duyuyorum bunun yanı sıra. Borcumu ödemeye tenezzül etmeyecek kadar da haşır neşir oldum artık bu hayatla. Yaşlandım, her gün güneşle eş zamanlı olarak tekrar tekrar doğuyorum oysa. Anlatacak bir hikâyem var. Ama finali olmayan bir öykü yazamayacak kadar aşığım edebiyata. Bir hikâyeye yüzlerce finalcik sığdırabilecek biri tarafından yazılmış alın yazım. İtirazım yok. Tanrıyla barışığım.

 

Accept çalsın dolsun odama, “Breaking up again”. Kırmızı dudaklı bir peri yakıyor sigaramı. Arada telefonun ışığı yanıyor. Tebrik mesajları. Kendi tercihim olmayan bir şeyden dolayı kutlanıyorum. Mutlu etmiyor mu bu beni? Aksine, kimselerin fark edemediği gamzem oyuluyor her seferinde. Evet, iyi ki doğdum. İyi ki lekeledim dünyayı beyazımla, siyahımın yanı sıra. İyi ki buradayım ve rahatsızlık verdim birçok zihne. Ölene dek tecavüz etmeye yemin ettim tüm insan olmayı beceremeyen sürünün üyelerine. Doğdum çünkü korumam gereken bir melek gelecekti dünyaya benden iki yıl sonra. Şimdi tek elimle yazmak zorundayım bu satırları, göğsüme yatmış kalbimin daha hızlı atmasını sağlıyor çünkü. Öpüyorum üç satırda bir. Sol elim saçlarında geziniyor. Ölemeyecek kadar güzeliz…

Bugün benim doğum günüm. Yanımda en sevdiğim, dudaklarımın arasında hiç bitmeyen bir dal Anadolu, telefonumun durmadan yanıp sönen ışığı ve on sekiz yaşında koca bir kız… Akıp duran kelimeler, dumana karışan kaçamak bakışlar, kardeşten öte iki genç kızın sebepsiz yere içlerine damlayan masum gözyaşı damlaları… Mutluluğun resmini çizebilirdi Abidin burada olsaydı.

 

                                                                                                          Maça Kızı, Eskişehir

Yorum Yaz