www.uyuyanquzel.com dolunayla sevişmek isteyen hatunun mekanı..

29/11/2007 - Gamaliel'in dönüşü.

Bir elimde kalem, önümde Batı Sanatı ders notları, beynime yeni bir şeyler doldurmaya çalışıyorum. Elim tabakama uzanıyor. Bir dal sigara. Çakmak… Bulamıyorum. Gözümü notlardan ayırmadan elimle etrafı yokluyorum önce, sonra kafamı notlardan kaldırıyorum çakmağı aramak için. O an sigaram yanıyor. O an sigaramı yakıyor kızıl saçlı bir peri.

 

“Gamaliel!”

“Çok sigara içiyorsun, çok.”

“Tanrım! Nerelerdeydin? Aylardır seni bekliyorum! Bir açıklaman vardır umarım!”

 

Kanatlarını savurup, masanın üzerine yerleşti.

 

“Hala gereksizce karşındakileri suçlama huyundan vazgeçmedin, değil mi? Ah… Nerede olduğumu merak mı ediyorsun? Buradaydım hep. Uyurken yastığının bir ucunda, okulda bir arkandaki sırada,  sokakta gölgenin kolundaydım. Yaşadığın her şeye omuzlarının üzerinden baktım, tanığıydım tüm o olağanüstü hikâyelerin. Peki, neden görmedin beni? Ben senin gözlerinle bakmaya çalışırken hayata, neden sen benim gözümden bakmayı denemedin geçen bu zamanda?”

“Şaka yapıyor olmalısın. Aylardır yazdığım hiçbir şeyin sonunda gülümseyerek kapatamıyorum defteri. İçime sinen bir satır bile akmıyor kalemimden. İlham perim saklambaç oynuyor benimle, sonra da karşıma çıkıp onu neden göremediğimi soruyor, öyle mi?”

“Anlamıyorsun değil mi? Tembelliğin son noktasındasın. Güzel yemek yapıyorsun. Ama alışveriş zor geliyor. Önce senin için malzemeleri tezgâha dizmek zorunda birileri, sonra sergilemelisin yeteneğini. Öyle mi? Fazla alıştırmışım sanırım seni. Düşün, bu geçen zamanda neler yaşadın? Kaç kitap çıkardı her bir hikâyenden? Düşün, bu geçen zamanda neler yaptın? Yatakta, bilgisayarın başında, sokaklarda, cafelerde geçirdiğin zamanın kaçta kaçını yaşadıklarını, gördüklerini yoğurup yazmaya ayırdın? Ben hep vardım, sadece bu defa sana malzeme sunmadım. Sadece bu süreç içinde sen çabala istedim biraz. Bir an olsun düşün istedim. Peki ya sen? Kahkaha atmaktan mutluluğunu kelimeye dökmeye fırsat(!) bulamadın. Acın sabahlara kadar ağlayıp sinir krizleri geçirebileceğin kadar şiddetliydi, ama kâğıda dökemeyeceğin kadar basitti, öyle mi? Önce aynaya bak. Önce aynana bak ve sonra saldır bana. İşine geleceğini sanmıyorum ama…”

 

Sinirlerim bozuluyor. Bir sigara daha yakıyorum. Dizim titriyor. Hazırlanmış da gelmiş, belli. Saldıracak bir nokta bulamıyorum. Hiç olmadığı kadar haklı ve bu sinirlerimi bozuyor.

 

“Çok ukalasın!”

 

Saçmalıyorum. “Ama önce sen başlattın!” diye saçma bir cümleyle sonlanan kavgalar gibi. Ne diyebilirim? Haklı. Fazlasıyla.

 

Masanın üzerinde dolaşmaya başlıyor.

 

“Haksız olmaktan nefret ediyorsun. Son sözü söyleyememekten nefret ediyorsun. Zekisin. Söylediklerimin doğruluğunu fark edebiliyorsun. Ama verecek cevap bulamamak sinirlerini bozuyor. Senin sağ omzun benim evim. Pasaportum yok. Gidebileceğim başka bir omuz da. Usta terzi senin için seçip dikmiş beni üzerine. Başka birinde pot dururum. Başka bir beynin kıvrımlarında dolaşamam. Anneni, babanı seçemediğin gibi ilham perini de seçemezsin. Ve adım gibi biliyorum, seçme şansın olsa yine beni seçerdin.”

 

“Narsist şey. Evet haklısın. Duymak hoşuna gidiyor, farkındayım. Ama maalesef haklısın. Oturduğum yerden kalkmaya üşendiğim için aylardır açım. Git gide zayıfladım. Ama inatla kalkmadım yerimden. Ve suçu mutfağı evin diğer köşesine yaptığı için mimarı suçluyorum oturduğum yerden. Ama yine de, bu konuyu uzatmanın hiçbir faydası yok. Farkındayım. Farkındasın. Ukalalaşmanın da sana bir getirisi olmayacak bu noktada, biliyorsundur umarım.”

“Evet, Bayan Harika. Maça Kızı, uyuyanquzel, Bilgesu, falan filan. Son sözü söylediniz yine. Yine filmin son karesi sizsiniz. Pekâlâ. Uzatmıyorum. Ama bu, yeniden salmana sebep olmasın. Hedeflerine basit heveslermiş gibi davranmadığın sürece, ulaşmaya çalıştığın noktaya çok yakınsın.”

 

Odanın tavanına doğru yükseliyor. Belli etmesem de çok özlediğim simler, yaldızlar yağmaya başlıyor kanatlarından saçılarak etrafa. Kızıl saçları dalgalanıyor kendi rüzgârında. Olgun bir kadın gibi gülümsüyor ve kayboluyor, bir illüzyon gibi...

 

Bilinçsizce boşluğa konuşurken buluyorum kendimi.

 

 

“Evet güzel peri. En az kendim kadar özlemiştim seni.

 

Evet Maça Kızı. Şimdi ışıldayan hikayeler yazma vakti…”

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/11/2007 - Gamaliel'e. Son çare...

Kalemim hızla kayıyor kâğıdın üzerinde. Ortalama altı yedi satır sürüyor bu. Sonra beğenmeyip bir başka sayfaya geçiyorum. Günlerdir mektubu nasıl bir tavırda yazmam gerektiğine karar veremedim. İnsan ilham perisine yalvarmalı mı geri dönmesi için, ciddi bir tutumla resmi bir dilde mi yazmalı? Küfür ettiğim takdirde Gamaliel Hanım işi inada bindirip uzaklardaki belirsiz hayatına devam mı eder, yoksa sinirimden korkup sağ omzumdaki yerine mi konar geri gelip? Bilmiyorum. Bilsem bunca kâğıt israfı olmazdı zaten. “Gamaliel’e…” diye başlıyor mektuplarım, gerisi gelmiyor. Hep onun yüzünden. Hepsi kızıl saçlı ukala bayanın aylardır ziyaretime gelmiyor oluşu yüzünden. Kendini beğenmişliği sinirimi bozsa da varlığı devamlılığımı getiriyordu. Yokluğu kalemimin küflenmesinden başka işe yaramıyor. Küçük hanım birden bire kayboldu ortalıktan. Şimdi geri gelmiyor. Yalvarmaktan başka çare kalmıyor sonunda bana. Gururum el vermese de, yazabilme yetimi kaybetmeye başladığıma dair içimde beliren o berbat his “Yalvar” diyor. “Yaldızlı kanatları, kızıl saçları olan küçük hanıma herkesin önünde yalvar. Yalvar ki narsistliği ilk defa bir işe yarasın. Şımarsın da gelsin geri omzuma. Başladığım paragraflar artık yarım kalmasın…”

 

Gel Gamaliel.

İhtiyacım var sana.

Mürekkep olmadan yazabilirim ama sen olmadan asla…

Gel Gamaliel.

Dolsun artık kalemimin değdiği tüm kâğıtlar.

Gel artık.

Boşa gitmesin ardından yaktığım bu ağıtlar…

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/1/2007 - İsimsiz ilham perisi ve banyoda düeLLo...

Suyun cinsiyeti yoktur..

 

Küvetin içindeydim.. Ağzımda belli belirsiz bir sabun tadı, suyun içinde kendince dans eden simsiyah saçlar  ve göz kapaklarımdaki ağırlık.. Suyla temas halinde olmak hep mutlu etmiştir beni...

 

"Suyun cinsiyeti yoktur.."

 

Duyduğuma yemin edebilirdim, oysa bu imkansızdı! Başımı hafifçe kaldırdım ve gözlerimi açtım, oradaydı! Sol ayağının ucuyla köpüklere dokunuyor ve kızıl saçlarını

arkaya atıp duruyordu..

 

"Beni duydun."

 

Ufak bir çığlık atıp toparlandım. Dizlerimi çekip, kollarımı göğsümde kavuşturdum.

 

"Ne işin var burda?!"

 

"Beni özlemiş olabileceğini düşündüm. Ne o? Utandın mı?"

 

"E.. Hayır! Utanmam ben! Ama hoşlanmadım bu zamansız ziyaretten!"

 

"Hmm..Sorun yok o zaman.. Ne diyorsun?"

 

"Neye ne diyorum?! Arkanı döner misin ayrıca!?!"

 

"Tamam tamam.. Sudan söz ediyordum. Senin de isminin bir parçası ne de olsa, ona olan düşkünlüğünü biliyorum, ama itiraf et

dokunuşu pek de 'dişi' değil.. Değil mi?"

 

Hızla durulandım.

 

"Havluyu uzatır mısın?!"

 

Sarındım. Ufak beyaz havluyla saçlarımı yukarıda topladım  ve mermerin üstüne oturdum.

 

"Şimdi dinliyorum seni. Bu hareketinin ne kadar sinirimi bozduğunun zaten farkındasın. Bunu tekrar ederek seni mutlu etmeyeceğim. Suya gelince, suya

cinsiyet biçmek de neyin nesi?"

 

"Öncelikle şunun farkına var artık, ben senin önüne malzeme atmıyorum. Sadece var olanı cazipleştiriyorum. Düşünmek zor geliyor sana, herşeyi sislerinden soyutlayıp sunuyorum önüne. Kaç dakikadır küvettesin?"

 

"Sanırım 15. Bilemedin 20."

 

"Hadi ordan. Şu ellerinin, derinin haline bak! 45 dakikadır sudasın."

 

"Farketmemişim. Hem ne önemi var ki?"

 

"Ne demek ne önemi var! Neden farketmedin? "Düşündüğün neydi?!"

 

"O'nu düşünüyordum işte. Tüm gündüz düşlerimin başrolunde oynuyor. İstemsiz olarak gözlerimin önünde."

 

"Evet! Bundan söz ediyorum işte! Tam 45 dakikadır sudasın ve aklın tamamen başka bir şeyde. Hiç bir uyarıcıya açık değilsin, çünkü O'nu düşünyorsun. O'nu bu kadar uzun süre hayal etmekte zorlanmıyorsun, çünkü suyun içindesin. Sakın ana rahmi triplerine girme, ikimiz de biliyoruz. Suyu O'nun yerine koyuyorsun, ya da tam tersi."

 

"Suyu O'nla bağdaştırman garip. Su çok yumuşak dokunuyor tene,bu şiirsel bir şey.

Daha kadınsı."

 

"Evet, anlıyorsun.O'nda olmayan da bu değil mi? O'nda hayal etmenin zevkli olduğu hallerden biri. Ve tüm bunlar senin suya bir imaj yüklemeni sağlıyor. Suyun dokunuşlarını kadınsı ve şiirsel olarak tanımlıyorsun, ancak suyun kendisini bir erkekle özdeşleştiriyorsun. Bilinç altında su tam olarak bu!"

 

"Ne?!"

 

"Oysa suyun cinsiyeti yoktur! Tam 45 dakikanı olmayanı niteliklere donatarak geçirdin, ve sen bunu sürekli yapıyorsun! Hayatının özeti bu!!"

 

"Bu kadar komik bir sonuca varacağımızı bilseydim asla banyo keyfimi bölmezdim..!"

 

Hızla odama girdim. Yüzümü kremleyip bir sigara yaktım.

 

"Hala hayatımın adı konmamış bir parçası olduğunu unutma. Şimdiden en özel anlarımı işgal ettin bile!"

 

Dumanın ortasında uçuşarak cevapladı.

 

"Biraz gerçeğe yaklaşmanı istiyorum sadece. Aynaya baktığında var olanı gör istiyorum. Kaleminden rastgele harfler yerine büyüler saçılsın istiyorum. Bunu gerçeğin ışığıyla yapmanı istiyorum.."

 

"Kes artık. Canımı sıkmaya başladı bu konuşma. Git."

 

Git gide yükseldi. Tavanıma yapıştırdığım yıldızların altında durdu, ve tanımlayamadığım bir bakış attı yüzüme.

 

"Sadece düşün.. Suyun cinsiyeti yoktur.. Kendi gerçeğinle karşılaştır."

 

Kayboldu.. Sigarayı yarısında söndürdüm. Kelimeleri beyin kıvrımlarımın arasında dolaşıyor..

 

**************************************************************

 

Suyun cinsiyeti yokmuş...

 

Elbette var..

 

Nasıl cinsiyetsiz olur,

 

Bu kadar "O" kokarken tüm sular..

 

 

 

 

 

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/12/2006 - Gamaliel..Stain.Gece...Ayin... -alttaki yazını devamıdır...

Önce Stain geldi.. "Geç kalmadım değil mi?" Oturdu. Dudaklarımın kenarında külü düşmek üzere olan bir sigarayla gülümsedim. Yerde iki kırmızı şilte vardı. Gelişi güzel dağıtılmış mumlar. Sözsüz bir müzik. Kilise müziği. Kendi kendime sırıttım. "Gothic.." Kaç hoşçakal duydum acaba bu yüzden . Şarap. İçki sevmiyorum ama yapmışken tam yapmalı. Stain 'Anadolu' paketine bakıyor garip garip. Gözlerine kalem de çekmiş. Karşısına oturdum.

"Gelmesi gerekmiyor mu?"

"Gelir şimdi. Bekletmek istiyor. Ego tatmini."

Şarkı bitti. İki saniye süren bir sessizlikte sonra yeni bir şarkının girişiyle beraber havada bir kaç sim süzüldü döne döne. Ve O indi. Kızıl saçlar, parlak kanatlar, siyah bir elbise. Birbirine dönük yüzlerimizin arasında, havada asılı kaldı.

Bir an göz göze geldik.

"Hazırım."

Kadehi elime aldım. Staine bir bakış attım. "Başla.."

 

Bir kaç saniye boyunca mum ışıklarıyla aydınlanan odada bir sessizlik hüküm sürdü..

Sonra..

 

"Sen" dedi.

"Maça Kızını var eden, kalemine hükmeden peri

Bugün adına kavuşacaksın.

Ve bu yeni bir doğuşun ayini.

Şarapla vaftiz edilecek bedenin.

Ve gece siyahı düşlerinde,

Maça Kızının omzu olacak artık senin yerin.."

 

Birer yudum şarap.

 

"Artık ismmini alma zamanın geldi.

İsmini taşı, ismine yakış..

Sahip çık ismine.

İsimsiz parçalar hayatta hep siliktir..

Ve silik bir hayat senin gibiler için ölüm demektir..

İsminle var ol, gece kadar gerçek, yıldızlar kadar parlak..

 

Gamaliel.. Gamaliel artık senin adın...

Gamaliel.. Kelimeleri parlatan kadın..

 

Şimdi kadehimi kaldırıyorum yeryüzündeki en güzel periye

Kadehimi kaldırıyorum Gamaliel'e. Şerefe..!"

 

Kadehlerimiz yavaşça birbirine değerken, aramızdaki perinin etrafındaki ışıkla aydınlandı yüzlerimiz.. Hayali bir rüzgar dalgalandırdı Gamaliel'in saçlarını, eteklerini..

 

Mumları söndürdü rüzgar. Etrafı aydınlatan tek o kaldı. Kapalı gözlerini açtı..

 

"Demek Gamaliel yeni adım..Büyüleyici..

Teşekkür ederim isim babama

Ve sana Bilgesu, beni yaşatana..

Sen sen olduğun sürece sana yardım edeceğim..

Ve artık biliyorum, senin omzun benim yerim..!"

 

Aniden ışığıyla beraber yok oldu.. Karanlığında kalakaldık. Stain'in yaktığı kibritin ışığında sadece yere süzülen simler gördüm.. Omzumda bir ağırlık.. Stain'e baktım..

 

"Fazla şımarık.. Senin perin belli."

"Öyle. Ama etkileyiciydi doğrusu."

"Şarap?"

"Kesinlikle."

 

Şarabı bitirene dek Stain, gece ve ben oturduk öylece. Gamaliel yoktu, ama omzum boş değildi, biliyordum.

Başımı eğdim, omzumu öptüm..

 

Şarap bitti, Stain gitti. Kalemimin ucu parlıyordu.

Hafif bir rüzgar esti. Güldüm..

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/12/2006 - İlham perisi, ve Maça Kızının teslim oluşu..

Mutfakta oturmuş kahvemi içiyordum. Küçük İskender- Eflatun Sufleler. Bilmem kaçıncı tekrar..Elimi sigara paketine attığımda boş olduğunu farkettim.

 

Odamda bir yerlerde mutlaka bir iki dal vardır. Aramaya başladım. Komodinin çekmecesini yavaş açmaya çalıştığım halde üzerinden bir iki ruj ve bitmiş bir rimel yere yuvarlandı. Çekmecenin içinde ağustos ayından kalma bir puro kokusu. Ümitsizce çekmeceyi kapatıp ayağa kalktım ki, aynadaki yansımamın yalnız

olmadığını farkettim. Hızla arkama döndüm.

 

"Senin aynada gözükmeyeceğini sanırdım."

"O vampirelere özgü bir şey."

"Ne zaman geldin?"

"Az önce. Sigara arıyorsun değil mi?"

"Evet. Ama bulabilceğimi sanmıyorum."

 

Hiç bir şey söylemeden mutfağa doğru uçtu. Arkasından gittim. Masanın üzerindeki dolu bir paketin yanına oturdu.

 

"A ! Nerden çıktı bu paket?!"

"Ben getirdim."

"Onu taşımak senin için zor olmadı mı:)"

"Bak! Bir şeyleri anlaman gerekmiyor mu artık?! Benimle dalga geçmeyi kes!"

"Tamam..Tamam.."

 

Kitabımın başına oturdum yine. Kahve biraz soğumuştu ama içilirdi yine de. İki eliyle tutarak bir dal sigara çıkartıp uzattı. Yaktım. İlk nefesi çekip kaldığım satırı bulmaya çalışırken "Şey.." dedi. "İstemiyorsun beni. Değil mi?"

 

Kitabı bıraktım. Yine ne şeytanlık geçiyordu aklından. Bana demediğini bırakmayan bir ilham perisi şimdi ıslak köpek yavrusu bakışlarıyla onu isteyip istemediğimi soruyor.

 

"Sen olsan ukala bir yaratığın kalemini yönetmesine izin verir miydin?"

"Ukala değilim!"

"Haha! Ukalasın tabii ki! İlk geldiğin gün, pardon ilk göründüğün gün kendini patron sanıyordun. Sana muhtaç olduğumu söyleyen sen değil miydin? İkinci ziyaretinde söylediklerine lafım yok, ama ben banyodayken pat diye gelmek de neyin nesi?

Şimdi de alt dudağını sarkıtıp masum peri triplerine giriyorsun.

Söylesene bunun neresi inandırıcı!?!"

"Bak tutarsızlık sadece bende mi? İlk geldiğimde beni şımarıklıkla suçladın. "Bok lafını duyduğunda bile utanırsın sen be!" demiştin bana, ikinci ziyaretimde ise banyona girdiğim için utanmazlıkla suçladın beni. Şimdi uzlaşmaya çalışıyorum. Ve bingo!

Yine suçlu benim!"

 

Sigarayı söndürdüm. Fincanı kapattım. Çabuk soğuması için üzerine yüzüğümü koydum.

 

"Demek anlayışsız olan benim, ve sen uzlaşmak istiyorsun.. Pekala.."

"Senden çok şey istemiyorum aslında.."dedi siyah eteğinin ucuyla oynayarak.. Söylediklerim dokunmuş olmalı ki ilk karşılaşmamızdaki pembe pullu elbiselerinden eser yoktu..

"Sen kağıda o kelimeleri dökmedikçe benim bir anlamım yok biliyorsun.. Ama ben olmazsam senin kelimelerin de bu denli parlamaz.. Bunu inkar etme artık! İddia ettiğin gibi şımarık bir peri değilim, ama en azından ben geldiğimde düşmanmışız

gibi davranma. Ve unutma, ismim olmasa da, en büyük

hedefine dopru uzanan yolda yol arkadaşın benim!Asla unutma!!"

 

Yüzüne baktım.. Ciddi görünüyordu. Yüz kaslarıma hakim olarak hiç bir ifadeye bürünmeden sadece baktım..

 

"Bilgesu!"

 

Adımla seslenilmesini sevmediğimi bilmesi gerekir. İnsanlar sadece ukala olmaya çalıştıklarında, trip yaptıklarında ya da terk edişlerde ismimle hitap eder gibi gelir bana..

 

" 'Uyuyan Güzel' en büyülü masken, en feminen, şımarık ve hayalperest. Biliyorum. Çocuk yanın mı o? Gelecek hayallerin mi? 'Bilgesu' şu an konuştuğum insan. Gün boyu kahkahalar atıp, süslenip oradan buraya koşturan hatun. Her şeyi yaşayan o, içinde yoğuran. Ama ya 'Maça Kızı' ? Bu yazıların altındaki imzan değil mi? Kelimelerle sevişmeyi hiç bir erkeğe değişmeyecek olan? Maça Kızı sadece sen misin peki Bilgesu? Onda benim payım yok mu? Ben seni ziyaret etmesem, Maça Kızı unutulmaz mı, unutulur mu?"

 

Fincanı açtım. Dileğimin kabul olma ihtimali ve telvenin çizdiği şekiller. On dakikaya yakın hiç bir konuşma olmadan falımla ilgilendim. Bir sigara yakıp tabak falımı da bitirdikten sonra "Yarın." dedim."Yarın gece.."

"Yarın gece , NE?!"

"İsmini giydirelim sana,hayatımın büyük bir parçası isimsiz kalmamalı."

 

Güldü. Öok gerçek güldü. Çillerini farkettim. Ve ne kadar güzel olduğunu.

Kanatları kıpırdadı, havalandı.

 

"Biliyordum! Yarın isim ayini var demek! Harika! Peki adım ne olacak? Güzel bir isim olmalı! Havalı! Ama dur, söyleme, yarın gece öğrenirim! Tanrım bu çok iyi! Şimdi gitmeliyim, bir kaç işim var. Sigara için teşekür etmene gerek yok, birşey değil! Neyse ben de seni seviyorum, görüşürüz yarın gece!"

 

Hızlı hızlı sıraladığı cümleler kadar hızlıydı yok olması. Ortadan kayboldu. Boşluğunda bir kaç sim havalandı.

 

Tanrım..

 

Yarın geceye kadar yalnızlığımın tadını çıkarmalıyım sanırım!

Ve tüm şımarıklığına rağmen aynam olan bir periye,

kırmızıya boyanmış bir gece hazırlamalıyım....

 

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/12/2006 - İsimsiz ilham perisi ve bastırılamaz bir öldürme güdüsü..

 

Geçen randevumuza gelmedi..

 

Üzerinde sigara söndürme planlarımdan pek hoşlanmamış.. Düşünmeden konuştuğumu söyledi. Oysa tek söylediğim cümle "Hiç kabus görmemiş bir varlık size ne lezzette fikirler sunabilir ki?" idi.

"Kusura bakma ama önüme koyduğun pembe, simli hayaller umrumda değil! Bok kelimesini duyduğunda bile utanırsın sen be!"

Nankör olduğumu düşünüyor. O benim bildiğim perilerden değilmiş. Şimdiye kadar aldığım bütün alkışların onun sayesinde olduğunu söyledi. Kafamın içinde dönüp dolaşan o ahlaksız, karanlık, kötü fikirlerin üzerine onun büyüsü eklenmeseymiş, kimse umursamazmış yazdıklarımı

"Hadi ordan be, iki akdeh viski bile senden daha çok yardım eder yazmama!"

Çok kızdı. Kafamın etrafında bir oraya bir buraya uçup duruyor. Kanatlarının parlaklığını göstermek için yapmayacağı şey yok!

Rüzgarından tabladaki tüm küller savruldu,önümdeki kağıtlarla beraber.

"Lanet olsun kes şunu!"dedim.

Sol omzuma yerleşip bacak bacak üstüne attı.Bazen kendine aşık olduğunu düşünüyorum..

"Kabul et!" dedi."Bana ihtiyacın var!"

"Kabus.... Tek ihtiyacın olan bir kabus görmek..."

Güldü.

"Senden daha beter kabus mu olur?"

 

Tanrım.. Hakimiyeti ele geçiriyor... İsimsiz kahramanlardan nefret ediyorum.. Ona bir isim vermeliyim.. Belki beni bağışlar ve o lanet çenesini kapar..

Kendini beğenmiş bir peri, ve soluğu tükenmiş bir kalem..

 

Daha fazlasına ihtiyacım var..

 

Bir isim...

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Maça Kızı; maça papazının torunu, maça bacağın kardeşi, sinek kızın kapı komşusu, kupa bacağın uzatmalı sevgilisi, karo papazın fantazisi.

Kategoriler

Arkadaşlarım

morokuz
pitys
ysuf3000
anvil
kaybolusculuk
thelosthighway
devilish
eskiten
... melekçik...
loveanddesire
Blogcu Yardım
qronikcaplonbaa
ruhsalspazm